Zihin bazen katlanılması imkânsız hale gelen bir gerçeklikle karşılaştığında, bedenin fiziksel olarak kaçamadığı o alandan psikolojik olarak uzaklaşmayı seçer. Disosiyasyon (çözülme); en yalın tanımıyla bilincin, belleğin, kimlik algısının ve duyusal deneyimlerin normalde bir arada çalışan bütünlüğünün geçici olarak askıya alınmasıdır. Kişinin hayatı sanki bir sis perdesinin arkasından, cam fanusun içinden izliyormuş gibi hissetmesi (derealizasyon) ya da kendi sesine, bedenine ve ellerine bir yabancı gibi uzaktan bakması (depersonalizasyon) bu deneyimin en yaygın görünümlerindendir.
Çoğu zaman kafa karıştırıcı, yabancılaştırıcı ve hatta “aklı kaybetme” korkusuyla birlikte anılsa da disosiyasyon aslında geniş bir spektrumda yer alan doğal ve zekice bir savunma mekanizmasıdır. Uzun bir yolda araba kullanırken son birkaç kilometreyi nasıl geçtiğini hatırlamamak ya da yoğun bir kitaba dalıp ortamdaki tüm sesleri duymamak, gündelik hayatın zararsız disosiyatif anlarıdır. Ancak travmatik veya ezici stres yaratan deneyimler karşısında disosiyasyon, sinir sisteminin son çare olarak başvurduğu biyolojik bir sigortaya dönüşür. Savaşmanın veya kaçmanın mümkün olmadığı anlarda sistem donma (freeze) tepkisi verir; zihin bedenden ve andan koparak acının, dehşetin ve çaresizliğin doğrudan hissedilmesini engeller.
Bu koruyucu kalkan, tehlike anında hayat kurtarıcı bir işlev görse de tehdit geçtikten sonra da varlığını sürdürebilir. Kişi yetişkinlikte geçmişin yaralarını çağrıştıran bir stresör, ses, koku ya da duyguyla karşılaştığında; sinir sistemi o eski tehdidin yeniden yaşandığını varsayarak kişiyi aniden “çevrimdışı” bırakabilir. Bu durum zihinsel bir kusur ya da irade zayıflığı değil; tam aksine, zamanında insanı hayatta tutmuş bir mekanizmanın güncelliğini yitirmesine rağmen devrede kalmasıdır.
Disosiyasyonla kurulan ilişkiyi onarmanın yolu, bu kopuşla savaşmaktan değil; bedeni ve “şimdi”yi yeniden güvenli bir yer haline getirmekten geçer. Beş duyu üzerinden temas kurulan topraklanma (grounding) pratikleri, somatik farkındalık ve EMDR gibi travma odaklı psikoterapi yaklaşımları; sinir sistemine tehlikenin geçmişte kaldığını hatırlatır. Zihin ve beden emniyette olduğunu derin bir şekilde deneyimledikçe, kopmaya ve görünmez olmaya duyulan ihtiyaç yerini anda kalabilme esnekliğine bırakır.
Kaynakça
Van der Hart, O., Nijenhuis, E. R., & Steele, K. (2006). The Haunted Self: Structural Dissociation and the Treatment of Chronic Traumatization. W. W. Norton & Company.
Lanius, R. A., Brand, B. L., Vermetten, E., Frewen, P. A., & Spiegel, D. (2012). The dissociative subtype of posttraumatic stress disorder: Rationale for a new subtype in DSM-5. Depression and Anxiety, 29(8), 701–708.
Schauer, M., & Elbert, T. (2010). Dissociation considering defense cascade and dual representation theory. Zeitschrift für Psychologie / Journal of Psychology, 218(2), 109–127.